Bir sivrisineği alıp incelediniz mi?biliyorum şimdi diyeceksiniz?sivrisinekte incelenecek hayvan mı diye??kanımızı emiyor, kaşıntılara sebep oluyor, hele o kulaklarımızı tırmalayan vızıltısı yok mu! evet çoğunda haklısınız!ama ben her canlının bir içdünyası olduğuna inanırım..ve neden dünyaya geldiklerini varoluşlarını nasıl tamamladıklarını da merak ederim… hiç dişi sivrisineğe öyle mucizeler gözüyle bakmadım..her yaz geceleri kabusum olan sivrisineklerin tepemde bir koloni halinde gezmelerine hatta bir gece kendi kalabalıklarından birbirlerine çarpıştıklarına bile şahit olmuşumdur..yoğun trafik atmosferine kapıldıkları ve yine kan emici vücutlar bulduklarının bayramıydı belkide!!!
Oldum olası sivrisineklere karşı bir ilgim yok iken..aslında nasılda bir mucize canlıymış…ve Allahımın neden bu canlıyı yarattığını şimdi daha iyi anlıyorum..
Sivrisinekler genelde kan emen ve kan ile beslenen bir canlı türü olarak bilinmektedir. Bunun sebebi insanların çevrelerindeki sivrisineklerin varlığına, sivrisineklerin kanlarını emmek için kendilerine yaklaştıkları zaman tanık olmalarıdır. Oysa sivrisineklerin tamamı değil sadece ve sadece dişileri kan emer. Bu yüzden bizim sivrisinek diye nitelendirdiğimiz varlık, aslında dişi sivrisinektir. Sivrisinekler temelde çiçek özleri ile beslenir. Dişi sivrisinekler döllendikleri zaman yumurtlayabilmek için bir ya da birkaç kez kan emme gereksinimi duyar. Dişiler yumurtalarının olgunlaşması için kanda bulunan proteinlere ihtiyaç duymaktadır. Az kan emmiş olan dişilerin yumurtalıklarındaki yumurtalar olgunlaşmaz. Emilen kan vücut ağırlığının yarısından çok olursa yumurtalarda gelişme başlar. Sivrisinek türünün varlığı, dişi sivrisineğin emdiği kana bağlıdır. Kuran’ın indiği dönemde insanlar etraflarında sıkça gördükleri, kanlarını emen sivrisineklerin dişi olduklarını bilemezlerdi. Günümüzde de sivrisinekleri özel olarak incelemeyenler bu farkı bilemeyeceklerdir.
Erkek sivrisinekler biyolojik görevleri olan döllemekten kısa bir süre sonra ölürler. Bu sivrisinekler sadece çiçek özleriyle beslenirler. Bu yüzden hiçbir zaman insanlara yanaşıp kan emmeye çalışmazlar.
Dişi sivrisineklerin döllendikten sonra kan emerek yumurtlamalarına değin geçen süreye “Trogofoni dönemi” denir. Her bir dönemin üç evresi vardır:
1 Kan emmeye yöneliş ve kan emme
2 Kanın sindirimi ve yumurtalıkta yumurtaların gelişimi
3 Tatlı sulara (jitlere) doğru uçmak ve buralarda yumurtlamak.
1 mm’den küçük yumurtalar tek tek ya da gruplar halinde sıraya dizilir. Bazı yumurta gruplarında 300 kadar yumurta vardır. Annenin beyaz renkte yumurtladığı yumurtalar koyulaşmaya başlar ve iki saat içinde simsiyah olurlar. Bu koyu renk sayesinde yavru böceklerin ve kuşların görmesinden korunur. Kuluçka döneminin sona ermesi için bir kışın geçmesi gereklidir. Yumurtalar dayanıklı yapılarıyla soğuk bir kışı atlatıp ilkbaharda kuluçka dönemlerini bitirir.
Sivrisinek kurdu gelişimini tamamlayana kadar üç defa deri değiştirir. Her deri değiştirme, sivrisineğin gelişme hedefine doğru kompleks olan biyolojik bir süreçtir. Sırf bu deri değiştirme aşamaları bile en basit, en sıradan gözüken canlının ne kadar özenle ne kadar ayrıntılarla yaratıldığına örnektir. Allah hiçbir örneği boş yere vermemektedir. En basit canlıda bile örnek gösterilmeye sebep olacak birçok özellik bulunmaktadır. Herşey, mükemmel yaratılışlı ve ayrıntıları en ince şekilde planlanmış olarak vardır.
Sivrisinek kurtlarının suyun içindeki solunumları bile çok özeldir. Kurtlar dalgıçların kullandığı şnorkel benzeri bir hava hortumuyla bu ihtiyaçlarını karşılar. Vücutlarının salgıladığı yapışkan bir madde, suyun hava aldıkları deliklere kaçmasını engeller. Hava hortumu olmasa sivrisinek kurtları yaşayamayacak, yapışkan salgı olmasa hortum tıkanıp işlemini göremeyecektir…
Deri değiştiren kurtçuk en sonunda sivrisineğe dönüştüğünde apayrı bir görüntüye kavuşmuştur. Anten biçimindeki algı aletleri, ayakları, kanatları, iç organları, üreme sistemi ve tüm biyolojik yapısıyla sivrisinek, üzerine kitaplar yazılacak kadar detaylarla yaratılmıştır. Dişi sivrisineğin en kızdığımız, en çok bildiğimiz özelliği olan kan emmesi de hayranlık uyandıracak şekilde tasarlanmıştır. Hayvanın bir şırıngaya benzeyen iğnesi özel bir kılıfla korunmuştur. Vücudumuzdan akan kanımız, kan kaybı tehlikesine karşı pıhtılaşmaktadır. Kanımızın bu özelliği bizi korumaktayken, sivrisineğin kan emmesini engellemektedir. Bir kimyacı titizliğiyle çalışan sivrisinek, bu zorluğu da aşmayı becermekte ve yavruları için gerekli proteine kavuşabilmektedir. Sivrisinek özel tekniğiyle derimizde ameliyatını gerçekleştirdikten sonra, kanın pıhtılaşmasını engelleyen özel sıvısını enjekte etmekte ve böylece ihtiyacına engelsiz kavuşmaktadır.
Bu sivrisinek kendisi için gerekli derileri her seferinde nasıl bulmakta ve vakti gelince nasıl değiştirmektedir? Bir kurtçuk halindeki sivrisinek suyun altında özel tasarlanmış borusuyla solunumu nasıl sağlamaktadır? Sivrisinek vücudumuzun pıhtılaşmayı önleyecek madde salgıladığını nasıl bilmekte ve buna engelleyici bir başka maddeyi nasıl üretmektedir? Sivrisinek ayrı dizaynda deriler tasarlayan bir terzi midir, yoksa dalgıç şnorkelleri üreten bir sanayici midir, yoksa insanın vücut kimyasını inceleyecek ve buna uygun maddeler üretecek bir biyokimya uzmanı mıdır?
Vayyy beee!!! diyorum..dişi sivrisinek sen nelere kadirmişsin?yıllardır vız vızzz dolanan sivrisineğin anlamını ve yaşam tarzını benimsedikten sonra “sanki beni anladın ve senin kanını emmeyeceğim” der gibi artık o ısırışlarına da şahit olmuyorum nedense!!!
Kendi yaşam mücadelesini sadece doğacak olan bebekleri için tek insan kanına ihtiyacı olan bir dişisineğin belkide en anaç içgüdüleri olan besin bulma ve hayatta kalma arzusu değil midir??
Yonja!
Merhaba sevgili ziyaretçiler ben bu sitenin yöneticisiyim ismim Burcu. Bundan sonra internette ilgimi çeken haberleri ve bilgileri elimden geldiğince sizlerle paylaşacağım. Öncelikle bu sitenin yapılmasında emeği geçen Dinamik Web Tasarım çalışanları Uğur EREN, Emre ÇOLAK ve Barış DOVAN‘a teşekkürlerimi gönderiyorum. Benim için çok güzel bir site yapmışlar. Bende emeklerine lâyik olup bu siteyi çok güzel yerlere taşıyacağım. İlginiz için sizlerede teşekkür ederim.
Yunusların bebek bekleyen annelere özel bir ilgi gösterdiği gözlemlendi. İşte o ilginç haberin detayı;

Hawaii’de yunuslarla birlikte yüzen iki hamile kadına özel bir ilgi gösterdi ve onları korudu.
Yunuslar, aynı ilgiyi Brianne Droscoski ve Jen Groark’in eşlerine göstermezken, hamileliklerinin son aylarında Kealakekua Körfezi’nde yüzen iki kadının çevresinde bir an olsun ayrılmadı.
Bilim insanları, yunusların son derece sofistike ultrason keşif sistemleri sayesinde henüz doğmamış bebekleri görebildiğini düşünüyor. Bu aslında hastanedeki ultrason sisteminin temelini oluşturuyor.
Muhteşem fotoğrafları çeken Jen, “Hepimiz defalarca yunuslarla yüzdük. Ama bu farklıydı. Yunuslar kesinlikle benimle ve Brianne ile daha ilgiliydi” diye konuştu.
Brianne sudaki bu harika deneyimden iki hafta sonra oğlu Mason’ı dünyayı getirdi. Jen ise mayısta doğrucak.
Yonja!